Nazif Kara'nın Hikayesi




NAZİF KARA'NIN HİKAYESİ


Nazif Kara, her zaman yapmaktan keyif aldığı o eylemi, hayal kurma eylemini gerçekleştirmek üzere odasının sol duvarına dayalı yeşil çekyata uzandı.

Hayal kurarken önce araç sonra da amaç şekline büründürdüğü şarkıları dinlemeyi severdi.

Kulaklığını takar saatler boyu sahip olmadığı, olamayacağı düşler kurmayı severdi.

Bedenine ait olmayan hazları fikir dünyasında yaratmayı; sahte neşeler ve bilimum mutluluk hormonlarıyla, anlam seyrekliğine bir doygunluk katmak isterdi.

Genelde ritmik, hareketli şarkılar seçtiğinden ötürü bedenen duramaz, hayal kurma eyleminin çoğunlukla gerçekleştiği yeşil çekyata sığmayan ayaklarını aşağı doğru sarkıtır ve durmadan sallardı.

O an; ne evdeki insanların, ne dışarıda olanların, ne de kollara, bacaklara dadanan sineklerin bir önemi kalmazdı

Hayallerin ne olduğu konusu da tam bir muammaydı. Kendisini çok zengin bir adam, başarılı bir sporcu, milyonlarca hayranı olan bir şöhret olarak hayal etmişliği vardı.

Öyle ki genelde hayatının içinde hali hazırda var olan ögelere dokunmadan, kendine yeni ütopyalar yaratma taraftarıydı.

İnsanlara ve insanlığa öfkeli olduğu vakitlerde de kendini faşist, cani bir diktatör ve bir seri katil olarak düşündüğü olsa da bu çok fazla olmuyordu.

Çünkü Nazif, bu durumların yaşadığımız hayatlarda olmasını daha olası görüyordu. Bunları yaşayan ve yaşatan insanların var olmuş olması da bu konudaki hayallere biriciklik katmaktan ziyade doyumsuz hissettiriyordu.

Nazif'in bu sapkın düşüncelerinden sıyrılamadığı günlerden birinde kulağındaki kulaklığı ve altındaki eşofmanıyla uzandığı çekyatta saatler boyu yatmışlığı vardı.

Öyle ki iyi ya da kötü olmasından bağımsız, hayal kurma aktivitesinin hissettirdiklerinden hoşlanan Nazif bu nedenle yıllardır çalıştığı işten ayrılmış, kendini ufak evinin ufacık odasına hapsetmiş. O küçük yerde büyük dünyalar inşa etmişti.

Hali hazırda hayalinde kurduğu ve devam ettirdiği yirmiden fazla fantezi vardı. Bu fantezileri bir kitap, senaryo yazar gibi ilmek ilmek işliyordu.

İlk başlarda şu ya da bu olsam nasıl olurdu diye düşünerek daldığı hayaller, son raddede uçsuz bucaksız evrenlere evriliyordu.

İşsizliğin yarattığı açlık ve parasızlık fiziki bünyesini zorlasa da, yarattığı dünyaların sağladığı ruhsal doygunluk ile var olan tokluk hissiyatıyla idare ediyordu.

Günden güne tükense de hayallerinde kendini güçlü, kuvvetli ve sağlıklı bir adam olarak idrak ettiğinden bu yok oluşu anlayamıyordu.

Şimdi kulağında çalan o şarkıda "Five Finger Death Punch - Far from Home" kendine buzdan kaleler inşa ediyor, o kaleleri lavlarla eritip siyah kalıntılara dönüştürüyordu.

Kötülüğü ateşle bağdaştıran zihni iyiliği buzla bağdaştıramadığından ötürü şaşalıyordu.

Bunun üzerine iyiliğin timsali olan mis kokulu bahçelere lavları dökmeye kalkıyor, neticesinde yine siyah kalıntılar buluyordu.

Bu esnada farkında olmadığı bir hadise yaşanıyor, evinin hemen yakınındaki camiinin minaresinden sela okunmaya başlanıyordu.

Kulağına takılı kulaklıktan çıkan sesin yüksekliği selanın duyulmasına mani oluyordu. Dışarıda ölümün fermanı olan sela okunurken, kendi iç dünyasında yeni yeni hayatlar yaratmakla meşguldü.

Kendine dünyanın tamamını kaplayan bir saray inşa ediyor ve içini cariyeler, altınlar, kölelerle dolduruyordu. Her ne kadar modern toplumlarda bas bas bağırarak kölelik ve iktidar karşıtlığını savunsa da, hayallerinde bunu gerçeğinden çok daha tutkulu ve ateşli bir şekilde yaşatıyordu. Ne de olsa hayaller ve düşünceler görünmezdi.

Bu saray daha önceden inşa ettiği saraylar gibi olduğundan artık haz ve mutluluk vermemeye başlamıştı. Nazif içinde bulunduğu durumdan sıkılarak kurmuş olduğu tüm dünyaları tek tek ziyaret etmeye başladı.

Gezip gördüğü hayaller eskisi gibi keyifli, tatminkar gelmiyordu. Yeni bir dünya kurmayı düşlüyor fakat başaramıyordu. Önceki dünyaların ögelerinden bağımsız bir hayal kurmak tahayyülünün sınırlarını zorlamak ve o sınırları aşmak demekti. Oysa ki Nazif'in dış dünyası kadar iç dünyası da sınırlı, kısıtlıydı.

Düşlemediği tek fantezi, insanların olmadığı bir dünyaydı lakin insanların görmediği, şahit olmadığı bir evrende sefa sürmeyi, hazza mutmain olmayı yeğlemiyordu. Yaptıklarının ve yapacaklarının birileri tarafından göründüğüne emin olmak istiyordu.

O yana yakıla hayal ararken, şarkının artan ritmi bir panik havası yaratmaya başlıyordu.
Nazif'in nabzı normalden daha hızlı atmaya başlamış, kalbi tabiri caizse yerinden fırlayacak duruma gelmişti.
O esnada selayı okuyup bitiren müezzin anons geçmekteydi.

"Mahalle sakinlerimizden Nazif Kara Hakk'ın rahmetine kavuşmuştur. Kendisine Allah'tan rahmet diliyoruz."


Yorumlar