Kadraj Dışında







KADRAJ DIŞINDA


Genç kadın, aylardır beklediği filmin vizyona girdiğini öğrendiği an, apar topar sinemanın yolunu tuttu.

Bu film onun için sıradan bir yapım değildi. Sevdiği kadın oyuncu ile sevdiği erkek oyuncunun başrolleri paylaştığı bir aşk hikâyesiydi. Haberi ilk duyduğunda hayatı, kelimenin tam anlamıyla dipteydi. Öyle ki günlerce zihninde aynı sahne dönüp durmuş, intihar ihtimallerini bir senaryo gibi kurup bozmuştu.

Filmin duyurusu, onu o döngüden çekip almıştı. Yaşaması için somut, elle tutulur bir sebep sunmuştu ona.
O filmi izleyecekti.
Ne pahasına olursa olsun.

Vizyona gireceği güne kadar, kötü düşünceleri zihninin kapısından geri çevirdi. Kendini iyi hissetmeye zorladı. Günleri saydı, takvime çarpı attı, bekledi.

Ve nihayet, o gün geldi.

Evinin yakınındaki sinema salonuna vardığında etrafın neredeyse bomboş olduğunu fark etti. Bu durum onda kısa süreli bir gariplik hissi uyandırdıysa da üzerinde durmadı. Aylardır beklediği bir filmi izlemek üzereyken, hiçbir şeyin onu durdurmasına izin veremezdi.

İki kanatlı yeşil kapıyı iterek içeri girdi. Doğrudan gişeye yöneldi. Tek kişilik bir bilet istedi.
Uzun saçlı, kalın çerçeveli gözlük takan gişe görevlisinin donuk bakışlarıyla kendi içindeki heyecan arasındaki tezat hemen göze çarpıyordu. Adam, yüzünü neredeyse hiç kaldırmadan D11 numaralı koltuğa bilet kesti. Ardından, kadının orada durduğunu umursamadan telefonuna gömüldü.

Kadın, bu kabalığa hafifçe kırıldı ama bir şey söylemedi. Filmin başlamasına yirmi dakika vardı. Önce tuvalete gitti, sonra büyük boy bir kova patlamış mısır aldı.

Hazırdı.

İkinci salona girip yerine oturdu. Salon sessizdi. Fazlasıyla sessiz. Saate baktı. Bir kez daha baktı. Zaman, ilerledikçe ağırlaşıyordu sanki. O sırada fark etti: salonda kendisinden başka kimse yoktu.

Bu düşünce zihninde şekillenemeden film başladı.

İlk sahnede başrol kadın ile başrol erkek, karşılıklı oturmuş, birbirlerine bakıyordu. Bakışma uzadıkça uzadı. Sonunda başrol kadın konuştu:

— Ah sevgilim, ne işimiz var burada, bu köhne sinema salonunda?

Başrol erkek cevap verdi:

— Burada bulunmamızın sebebi; yaptığımız tüm işlerin benzerliğine aldırmadan izlemeye devam eden, mesleğimize bizden çok daha fazla saygı duyan bir kadının hayatını kurtarmak.

Bu cümle, kadının içini ürpertti.

İkili ayağa kalktı. Kadrajdan uzaklaşarak yürümeye başladılar. Birkaç adım sonra durdular. Yüzlerini kameraya çevirdiler. Kadraj yeniden yaklaştı.

Ve doğrudan ona baktılar.

— Lütfen canına kıyma, dediler aynı anda.
— Bunu seni düşündüğümüzden söylemiyoruz. Servetimize servet katmamız senin yaşamana bağlı.

Ekran karardı.

Kadın, ağzı bir karış açık, koltuğunda donup kalmıştı. Ne izlediğini, neye maruz kaldığını anlamaya çalışıyordu. Ama düşünmesine fırsat kalmadı. Gişe görevlisi yanına gelmişti. Bir sonraki seansın başlayacağını, salonu boşaltması gerektiğini söyledi.

Dışarı çıktığında hâlâ sersemlemişti.

Kapının önünde durdu. Yaz akşamının sıcak rüzgârı yüzüne çarptı. Başını kaldırdığında karşısında büyük bir erguvan ağacı gördü. Mor yapraklarıyla bütün ihtişamıyla oradaydı.

O an bir şey fark etti.

Hayat, onun duraksamalarına aldırmıyordu. Ağaçlar yaprak döküp yenisini çıkarıyor, kuşlar şarkı söylüyor, zaman yolunu buluyordu. O ise uzun zamandır kendine iyi hissettiğine dair yalanlar söylüyordu.

Kendinden utandı.

Filmin beklediği gibi çıkmaması, onu hayal kırıklığına uğratması gerekirdi. Ama tam tersine, onu yerinden oynatmıştı. Erguvanın dalına bir kuş kondu. Kadın, ilk kez kuşlara özenerek baktığını fark etti.

Ve koşmaya başladı.

Şarkılar mırıldanarak, insanların garip bakışlarını umursamadan… İlk kez “insanlar ne der?” yerine “ben ne istiyorum?” sorusunu sormuştu kendine.

Ertesi gün yine sinemadaydı.

Aynı filmi tekrar izledi. Ama her şey farklıydı. Gişe görevlisi bu kez “keyifli seyirler” demişti. Salonda birkaç kişi vardı. Film bittiğinde yüzünde bir gülümsemeyle çıktı.

Üçüncü gün yine geldi. Gişe görevlisi ona çok güzel güldüğünü söyledi. Seanslar doluydu. Bekledi. Bu kez mısır almadı. Dışarı çıktı, diğer izleyicilerle sohbet etti.

Mutluydu.

Hayatın, kadraj dışında kalan ihtimallerine ilk kez isteyerek bakıyordu.

Yorumlar