ROLLİNG GAZİNOSU
Rolling Gazinosu’nun musiki repertuvarı epey geniştir. Türk sanat musikisini icra eden birçok ismi burada dinlemek mümkündür. Zeki Müren, Nesrin Sipahi, Gönül Yazar, Ferdi Tayfur, Orhan Gencebay… Her gidişinizde başka bir ses, başka bir hatıra düşer gönlünüze.
Şarkıların tesiri, halet-i ruhiyenize göre vuku bulur. Müzik; mutlu bir vaktinize teşrif ettiyse neşelendirir, kederli anınıza rast geldiyse hüzünlendirir.
Ben de bu şahsına münhasır gazinonun müdavimlerinden biriydim bir zamanlar. Eskiden neşeme neşe katmak için gider, iki kadeh yuvarlardım. Sevdiğim benden gidene kadar.
Şimdilerde derdime dert arar oldum. Maziden kalan ne varsa acı veriyor; Rolling Gazinosu da buna dâhil. Bu şatafatlı mekân, o gittiğinden beri güzelliğini yitirdi gözümde. Kapısından geçmez, önünden dönüp bakmaz oldum.
Bu gazinonun varlığı ikimiz içindi. Onun yokluğunda ben bir hiçtim.
Fakat bugün bir değişiklik yapmaya karar verdim. Senin benden gidişini anmak istiyorum. Günlerden dokuz, aylardan Aralık. Ben seni hiç unutmadım.
Normalde yastığına sarılır, gün boyu ağlar; seni bu şekilde yad ederdim. Sonra sana da kendime de haksızlık ettiğimi düşündüm. Her seferinde ağlayacak hâlimiz yok ya, biraz da gülmek lazım.
O yüzden yıllardır gitmediğim o gazinoya gitmeye ve içmeye karar verdim. Senin için de içecek, şişenin dibini göreceğim. Rakıyı rayihanı gibi soluyacak, genzimi varlığınla şereflendireceğim.
Yıllar geçse de Rolling Gazinosu hiç değişmemiş. Kapıdaki yuvarlak sarı ışıklar, beyaz tabela, tabelanın üzerinde kırmızı harflerle yazılmış adı… Hepsi ilk günkü gibi.
Kapıdaki korumalara baş selamı verip içeri girdim. Her zaman oturduğumuz, yirmi bir numaralı masanın boş olmasını diledim. Şanslıyız sevgilim; gidişinle yetim kalan o masa bugün kimsesizdi.
Ufak bir tebessümle masamıza doğru yürüdüm. Tam sandalyenin yanına gelmişken duraksadım. Arka planda çalan şarkıya kulak kesildim. Bir elim sandalyede, öylece ayakta kaldım.
Zihnim, bu şarkıyı seninle söylediğimiz gecelere gitti.
“İnleyen nağmeler ruhumu sardı,
Bir rüya ki orda hep şarkılar vardı.”
Ah, o güzel sesinle ne de güzel söylerdin bu şarkıyı. Sana hep söylerdim, hatırlıyor musun; Zeki Müren’den bile güzel söylüyorsun derdim. Sen önce güler, sonra “yalancısın” derdin. Evet, yalandı. Aşk kulaklarımı sağır etmişti sevgilim.
Sen yokken nağmelerin de tadı yok. Eskiden ruhumu saran sesler değildi; sendin. Gittiğinden beri sarardı, soldu ruhum.
Her zamanki sandalyeme oturdum. Senin sandalyen bu kez boştu. Bedenin, sesin, gülüşün yoktu ama ruhun masayı dolduruyordu. Hissediyorum seni; o eşsiz gözlerinle bana baktığını düşlüyorum.
Sahnenin ortasında beyaz, fırfırlı elbisenle dans ediyorsun. Narin kollarını açmış, cennetten öğrendiğin figürleri sergiliyorsun. Eteklerin savruluyor.
Bir yaz akşamının tatlı yeli vuruyor arkamdan. O an anlıyorum; mevsim yaz. Sen güneşi severdin, o da seni. Onca insan arasında ışığını bir tek sana ayırırdı.
Düşüncelerim garsonun gelişiyle bölündü.
— Hoş geldiniz. Ne arzu edersiniz efendim?
Ona senin varlığını arzu ettiğimi söyleyemiyorum. Çünkü benden başka kimse senin yokluğunu anlayamaz.
— Yetmişlik sek Altınbaş rakı rica edeceğim.
— Meze ister miydiniz?
İstemiyorum. Bu akşam benliğimi senin ruhun doyuracak. Bana bir şişe rakı ve sen yeter.
— İstemem, sağ olun.
Garson uzaklaştı.
Beklerken seni düşündüm. Ateş gibi kızıl saçlarını, yemyeşil gözlerini, öpmeye doyamadığım dudaklarını… Sanki karşımda oturuyorsun; yanağını avucuna yaslamış, gülümseyerek beni izliyorsun.
Yeni bir şarkı başladı.
“Burası Agora Meyhanesi,
Burda yaşar aşkların en divanesi.”
Bu gece tüm şarkılar bizim için söyleniyor sanki. Seni, aşkımızı anıyorlar.
Rakı şişesi geldi. Bardağa biraz doldurdum, öylece baktım. Daha içmeden sarhoştum. Beni sarhoş eden alkol değil, sevdan oldu Müjde’m.
Bir insan bu kadar mı ismiyle müsemma olur? Hayatıma girdiğin gün müjdeler getirmiştin. Aşkın var olduğuna dair haberler almıştım senden.
İlk yudum her zaman acı olurdu. Bu sefer tatlıydı. Yokluğun öyle bir acı ki, diğer acılarım lezzet kazandı.
Sonrasını pek hatırlamıyorum. Sensiz yapılan her şey gibi bunun da tadı yoktu. Ama mesele etmedim. Bu gece senin şerefine içiyordum.
Hem bu ne ki… Senin için zehir içmeyi göze almıştım ben. Aşkın zehir sevgilim; geri döneceğini bilsem yine düşünmeden içerim.
Yeni bir parça başladı.
“Söyleme bilmesinler bu aşkın bittiğini…”
Ayrılık gidene mi zordur, kalana mı? İnsanlar bunu hep tartışır. Benim hâlimi görseler susarlardı. Umarım gitmek senin için zor olmamıştır. Bir yanım acı çekmeni isterken, bir yanım acının zerresine bile kıyamaz sana.
Sen hiç acı çekme. Ben ikimizin yerine de çekerim.
Bir şarkı daha başladı.
“Hani en sevdiğini kaybettiğinde,
İçin yanar ya…”
Şişenin dibini gördüm. Ayağa kalkmak istedim, zorlandım. Sahnenin ortasına kadar yürüyebildim. Öylece durup yaşadıklarımızı düşündüm.
Sahne ışığı gözümü alsa da aldırmadım. Ben yıllarca senin ışığında yaşadım; bu ne ki.
Lisenin ilk günüydü. Sınıfa girdiğim an seni gördüm. Okul telaşı bitti. Hayat, o an başladı. Yanında Sevda vardı. Bunu sonradan öğrendiğimde tesadüflere inanmayı bıraktım.
Yanına gelip elimi uzattım.
— Merhaba, ben Ahmet.
Bana baktın. Gözlerimiz buluştu. Korktum, kaçırdım gözlerimi. Henüz o bakışlara hazır değildim. O gün bakamadığım gözlerinin acısını yıllar boyu çıkardım senden.
Affet beni.
Kapıya yöneldim. Şarkının son nakaratı çalıyordu.
“Al senin olsun bende ne varsa,
İstemem mutluluğu senden uzakta.”
Sana verdiğim sözü tuttum. Şişenin dibini boyladım. Hatıralarımızı yaşattım.
Bir an vazgeçmek istedim. Sonra sen geldin aklıma. Daha kurulacak düşler, hatırlanacak anılar vardı.
Gazinonun kapısından çıktım. Korumalara bir kez daha baş selamı verdim. Rolling Gazinosu’na, sana, yaşadıklarımıza veda ettim.
Karanlık bir sokağa yürüdüm.
Zihnimde tek bir şarkı vardı.
“Alıştım artık ben sensizliğine,
Zararı yok, alıştım ben hasretine.”

Yorumlar