Döngüde Kalanlar







DÖNGÜDE KALANLAR

Her zaman aynı yolu kullanan adam, bu yolu kullanmaktan usandığını fark etti.

Evinden çıktığı an gördüğü büyük ağacı, sonra o ağacın sol tarafından saptığı zaman karşılaştığı büfeyi görmek istemiyordu. Her gün aynı haberleri farklı başlıklarla basan kâğıt parçalarını okumaya çalışan insan kalabalığı, büfeyi görmek istememesinin başlıca sebebiydi. Sürekli kullandığı kaldırımdan yürümesi, insan kalabalığı yüzünden oldukça zorlaşıyordu. Bu durum onda hazmedemediği bir kişilik krizi yaratıyordu. Aslında kriz olan kalabalık değildi; her sabah aynı rahatsızlığı, aynı itirazsızlıkla kabulleniyor olmasıydı.

Kendini rahat hissetmek isteyen her insan gibi kaldırımdan rahatça geçip gidebilmeyi istiyordu fakat büyük insan kalabalığı ile bu mümkün olmuyordu. Üstüne üstlük büfeden sonra gelen otobüs durağı vardı. Bu durum acısının iki kat artmasına neden oluyordu çünkü otobüs durağı her zaman büfeden daha kalabalık oluyordu. Bir insan kalabalığını zar zor atlatabildikten sonra, atlattığı kalabalığın hafifletici mazeretler üretmesine neden olacak denli başka bir kalabalıkla karşılaşıyordu. Bu durum, büfe önünden geçerken sarsılan gururunu yerle yeksan ediyordu.

Otobüs durağında hayatını sorgulayan insan biçimleriyle karşılaşmak, hayatından memnun olmayan yüzleri görmek, ona kendi durumunu hatırlattığı için ayrıca yoruyordu. Belki de en ağır olan, kendini onlardan ayıracak tek bir gerekçesinin kalmamış olmasıydı.

Yorucu bir iş gününe başlamadan böylesi bir psikolojik savaş vermek onu yıpratıyordu. İşler büfe ve durakla sınırlı kalsa belki katlanabilirdi ama işyerine varabilmek için metro kullanmak zorundaydı. Otobüs durağının az ilerisindeki yürüyen merdivenlere adım attığı an kabusu başlıyordu.

Biri yukarı, biri aşağı insan taşıyan bu yürüyen merdivenler, günün herhangi bir saatinde mutlaka ağır bir yük çekiyordu. İnsanlar sistemin belirlediği hız sınırını aşmak için koşuyor, sistem uğruna sisteme karşı yarışıyordu. Adam, yürüyen merdivenin sağ tarafına geçti, elini her gün binlerce insanın dokunduğu plastik tutamaca bıraktı. Dokunduğu şeyin kirli olmasından değil, kendisinin de bu zincirin bir halkası olmasından tiksindiğini fark etti.

Merdiven bitti. Zemine adım attığı an elini cebine atıp akbilini çıkardı. Kaybettiği her saniye arkasından gelen insan akınını artırıyordu. Neyse ki yılların alışkanlığıyla turnikeden hızla geçti. Metro peş peşe geliyordu; kendini içine atması uzun sürmedi.

Tanımadığı bedenlerle zorunlu bir yakınlık başladı. Yolculuğun büyük kısmını, tanımadığı bir adamın nefesini ensesinde hissederek geçirdi. Eskiden rahatsız olduğu bu temas, zamanla alışkanlığa dönüşmüştü. Alışmak, itiraz etmemekten daha kolaydı.

Öyle ya da böyle işyerine zamanında gelmişti. Tam yirmi üç yıldır olduğu gibi bugün de işe gecikmemişti. Yirmi üç yıllık meslek hayatında yalnızca bir kez geç kalmıştı; işe başladığı ilk hafta. O gün aldığı ağır ikazlar ve kesilen maaşı, hayatı boyunca zihninden silinmemişti. Bir daha geç kalmamak için elinden geleni yapmıştı ve başarmıştı.

Çalışma kısmını anlatmaya gerek yoktu. İnsanların kendilerini özel ve üstün hissetmek için uydurdukları pozisyonların bolca bulunduğu herhangi bir ofiste çalışıyordu. Dokuz saat sonra mesaisi bitti.

Ofisten çıkarken, kendi nazarında büyük bir çılgınlık yapmaya karar verdi. Bu kırk beş yıllık hayatında yaptığı en büyük sapmalardan biri olacaktı. Eve dönüşte her zaman kullandığı rotanın dışına çıkacak, farklı bir yoldan yürüyecekti. Bu küçük sapmayı büyük bir başkaldırı sanacak kadar uzun süredir aynı çizgide ilerliyordu.

Annesinden ve babasından çok gördüğü büfeci adamın yüzünü bugün görmeyecekti. Yolunu kaybetmeyeceğine emindi; doğup büyüdüğü, hayatının tamamını geçirdiği yerdi burası. İş arkadaşlarına her gün ettiği samimiyetsiz “İyi akşamlar” dileklerini bıraktı ve her zamanki yönün tam tersine yürümeye başladı.

Farklı bir yoldan yürümenin heyecanı yüzüne vurmuştu. Bir süre sonra denizi gördü. Çocukluğunda yüzdüğü denizdi bu. Yıllar önceki anılar, ruhunu hareketsiz bırakacak kadar güçlüydü. Yedi yaşında, mahalleden arkadaşlarıyla gizlice denize koştukları günler gözünün önüne geldi. Yasakları umursamadığı, yalnızca iyi hissettiği şeyleri yaptığı zamanlardı bunlar.

Denizin karşısındaki boş bir banka oturdu. Hayatta o an yalnızca anılar ve suyun sesi vardı. Bir süre sonra yarın işe gideceğini hatırladı ve kalktı.

Yürümeye devam etti. Toplu taşımayla yirmi dakikada gideceği yolu elli dakikada yürüyordu ama önemi yoktu. Yorgunluğu, rüzgârı, sessizliği hissetmek istiyordu.

Bir kaldırıma oturdu. Karşısında eski ortaokulu vardı. Okul değişmişti. Betonarme bir binaya dönüşmüştü. Hatıralarını yokladı ama bulamadı. Sanki binayla birlikte anılar da yıkılmıştı. Bir süre baktı, sonra vazgeçti ve evine döndü.

Eve girer girmez yatağa uzandı. Üzerini bile değiştiremeden uykuya daldı.

Sabah rutinlerini eksiksiz tamamladı. Dışarı çıktı.

Büyük ağaç yine yolun karşısındaydı.
Ağacın solundan saptı.
Büfe karşısındaydı.

Farklı bir yoldan yürümüştü ama içinden geçen yol, her zamanki yerindeydi.











Yorumlar