BİR ŞEYTAN YARATMAK
3650. Gün
Her şey giderek kötüleşiyor.
Uzun sarı saçlarını savura savura bana doğru gelen çocuk elinde tuttuğu ölü kargayı bana gösteriyor.
Bu hafta öldürdüğü dokuzuncu karga. Bununla yetinmeyeceğinden korkuyorum.
Bu hafta öldürdüğü dokuzuncu karga. Bununla yetinmeyeceğinden korkuyorum.
İlk karşılaşmamızdan itibaren böyle olacağını anlamalıydım. Kapımın önüne bırakılan kundaktaki bebeğin benim elimde bir canavara dönüşeceğini öngörmeliydim.
Çünkü ben de bir canavarım. Ona nefreti de kötülüğü de ben öğrettim. Ama onun benden farklı yaptığı bir şey var. Ben bu duyguları içimde yaşatırken; o bunları eyleme dökmeye tercih ediyor.
Bu kadar cesur bir çocuk olacağını tahmin edemedim.
O dünyanın en kötü insanına dönüşüyor olsa bile bu durum böyle. Bugün olsa yine o kapıyı açardım; kapının önünde bırakmazdım onu.
O anki ruh halimi değiştiremezdim. Bazı eylemler her ne kadar pişmanlık yaratsa da, yapılmaktan geri durulmaz. Çünkü insanlar bilinçli bir pişmanlığı, belirsiz bir geleceğe tercih edebilir. Bu gayet normaldir.
Acıdım. Ona değil; kendime acıdım. Bir şeytanın varlığına ihtiyaç duyacak kadar yalnızdım.
Bir şeye sarılma ihtiyacı hissediyordum. Beni içinde bulunduğum boşluktan çekip çıkaracak bir şeye.
İçimdeki nefreti yöneltebileceğim birine.
7300. Gün
Artık pişmanım.
Dün kendimi öldürmekle onu öldürmek arasında bir seçim yapmaya zorladım kendimi.
Sonuç, her zamanki gibi olmayan bir seçenek yaratmam oldu. Hiçbir şey yapmadım. Ne o öldü ne de ben.
Ölen birileri vardı ama ikimiz değildik.
Sorumlu olduğumu biliyorum. Kendi ellerimle, varlığını sürdürmesine yardımcı olduğum şeytanı öldürmeliydim.
Yapamadım. İntihar etmek istedim. İntihar da edemedim çünkü ben korkak bir adamım. Yaptığı hatanın sorumluluğunu üstlenemeyecek kadar korkak bir insanım.
Yapılan eylemler, sahipleri tarafından başıboş bırakıldığında insanların hayatını etkiler. Bunun farkındayım. Bir hata yaptım ve suçu insanlığa yığdım.
Bir katil yetiştirdim. Ona sıçrayan kanlar bana da bulaştı.
Eninde sonunda olacağını bildiğim fakat gelmesini hiçbir zaman istemediğim o gerçeği yaşadım. Yarattığım canavar, bir insanın hayatına son vermişti.
Eve geldiği vakit, üzerime doğru koştu. Bana sevinçle sarıldı.
Neler yaptığını, en ince ayrıntısına kadar anlattı. Özellikle bıçağını öldürdüğü adamın karnına nasıl sapladığını anlattığı sahnede gözleri parıldıyordu.
İnsan öldürmenin, karga öldürmekten daha zevkli bir şey olduğunu söylüyor. Heyecanla koltukta zıplıyordu.
---
Canavar, cümlesini bitirmek istemeyen bir insanın paragrafına son noktayı koymuştu.
Hayat virgüllerle doludur. O insanın da koyacağı birçok virgül vardı satırlarına. Ama yapamadı. Benim yüzümden oldu.
İnsanoğlunun kendinden sakındığı canı almak bu kadar kolay mıydı? En ufak hastalıktan kaçan, yaşama delicesine bağlı insanları öldürmek, kaderin cilvesi olsa gerek.
Her insanın hayatı değerlidir. Ama canavarın gözünde insan hayatının hiçbir kıymeti yoktu.
Bazı suçları var etmek, biz insanlara mahsus bir durumdur.
Peki ya bir insanın hayatına son vermek, bir insanı öldürmek? İşte bu canavarlara yakışır.
7320. Gün
Mahkeme sona erdi.
Canavar, yeterli delil sağlanamadığı gerekçesiyle beraat etti.
'Ben şahidim, Hakim Bey. Bu canavarı ben yarattım ve onu kimse benden iyi tanıyamaz. Onu ben var ettim ve eli kanlı bir canlı olduğuna şahidim. Lütfen onu toplumun arasına salmayın. Masum insanların yaşamlarını riske atmayın. Onlara masumiyetin bedelini ödetmeyin.'
Mahkeme salonunda bunları haykırmak istedim ama haykıramadım.
Canavar her gün farklı bir hikaye ile geliyor yanıma. O katillerin Ezop'u olmuş durumda. Her hikayeye farklılık katıyor. Bunu neden yaptığını soramıyorum.
O yine de anlatıyor. Aynı hikayeleri dinlemekten sıkıldığını söylüyor. Aşktan da, sevgiden de, mutlu sonlardan da hoşlanmadığını dile getiriyor. Ona göre tek gerçek karanlıkmış.
---
Bu vicdan azabı gün geçtikçe artıyor. Yarattığım şeytanın yüz çevirdiği vicdanı da sırtlanıyorum artık.
Emin olduğum tek bir şey var: korku Azrail'im oldu artık. Varlığı da, yokluğu da öldürüyor.
Ben korkmasaydım insanlar ölmeyecekti. Ben pısırık, ezik bir mahlukat olmasaydım, insanlar hayatlarına devam edecekti.
Bu vicdan azabı beni her geçen gün öldürüyor. Bugün öldüm; yarın yine öleceğim.
7330. Gün
Korktuğum başıma geldi. Şeytan dün gece geç saatlerde eve geldi. Tek değildi; yanında biri vardı.
Daha doğrusu yanında biri yoktu çünkü yanındaki artık insan değildi. Bir zamanlar insan olan cansız bir bedendi.
---
Sırtında taşıdığı ceset ile odama geldi. O an bunu neden yaptığını sormak istedim. Beni neden tüm günahlarına ortak etmeye çalıştığını öğrenmek istedim.
Yaptıklarını gözüme sokmasının gereği yoktu. Çünkü ben zaten günahlarının ortağıydım. Hatta ondan daha çok payım vardı bu işte. Her ne kadar tetiği çekmesem de suçlu bendim.
Ölmekten korktum. Onun mahremiyetine dil uzatırsam beni de cansız bir şekilde sırtlanacağını düşündüm. Bu nedenle bir şey söylemedim.
Sanki yaşanılan bu trajediye şahit olmamış, onu sırtında bir cesetle görmemiş gibi davranmaya devam ettim. Yorganı başıma doğru çekip gözlerimi kapamaya çalıştım. O an, ölü insandan daha cansızdım.
Bir an uyuyup uyumadığımı kontrol etmek için sarındığım yorganı çekti. Yüzüme bakmaya başladı. Onun iğrenç yüzünü görmemek için gözlerimi daha çok sıktım.
Ölüm kokan nefesini suratıma doğru üflüyordu. Bu anın daha fazla sürmemesi için içimden Tanrı'ya dualar etmeye başladım. Tüm insanlar gibi, şeytanın gazabından korunmak için Tanrı'ya sığındım.
Bir müddet daha baktıktan sonra uyuduğuma ikna oldu ve beni korkularımla bir başıma bırakıp gitti. İşlediği suçlar nedeniyle korkması gereken kişi oydu. Onda korkunun zerresi yokken ben her nefes alışımda korkuyordum.
Birçok insan öldürmüştü; ama bu durum farklıydı. İlk defa bir insanı öldürdüğüne tanıklık etmiştim.
Bugüne kadar anlattıklarını dinlemiştim. Ama görmek çok farklıydı.
Onu bir cesetle beraber hayal etmiştim. Bu şekilde değildi. Çok daha soğuk ve sessizdi. İçinde bulunduğum durum ise fazlasıyla gürültülü ve gerçekti.
Bundan sonra ne yapacaktım? Suça sessiz kalıp suç ortaklığımı sürdürecek miydim yoksa onu ihbar mı edecektim.
Sonuçta işler değişmişti. Kendimi bulunmak istemediğim bir tanıklığın içinde bulmuştum.
Bu cesareti kendimde bulabilir miydim? Bir şekilde ondan kurtulmam gerekiyordu. Bu yaşanan olay kurtuluşumun tezahürü olabilirdi.
Ama ya önceki davada da olduğu gibi beraat ederse. Ya hakimler; onun kararmış, simsiyah olmuş ruhunu yeniden aklarsa. Benim onu ihbar ettiğimi öğrenirse bana ne yapar peki.
En iyi ihtimalle bu zulümden kurtarır. Bana acısız bir ölüm bahşeder.
7335. Gün
Daha fazla dayanamayacağım. Her geçen gün daha da vahşileşiyor.
Evimde şeytanı beslemeye devam ediyorum. Aramızda gizli bir mutabakat varmış gibi yaşamaya devam ediyoruz.
O suç işlemeye, bense susmaya devam ediyorum.
En başına, her şeyin başladığı o güne geri dönseydim ona yine sahip çıkar mıydım?
O gün keşke ölseydim diyorum kendi kendime. O gün veya o günün öncesinde ölseydim de bu yaşananların hiçbiri yaşanmasaydı.
O hiç var olmasaydı, ben var olmasaydım.
Onun şeytanın yeryüzündeki temsilcisi olduğunu düşünürdüm. Artık şüphem kalmadı, o şeytanın ta kendisi.
7350. Gün
Elimde silah, karşımda korkmuş bir kadın var. Bir seçim yapmam gerekiyor.
---
Şeytan o gün eve geldiğinde çok neşeliydi. Onu ömrü hayatım boyunca ilk defa bu kadar neşeli görmüştüm.
Aklına harika bir fikrin geldiğini söyleyip duruyordu. Son zamanlarda keyif alamadığı insan öldürme eylemine, belki de ilk kez böylesine büyük bir heyecanla sarılıyordu.
Bu kez öldüren kendisi olmayacaktı. Bir başkası olacaktı.
Ben neler olduğunu anlamlandırmaya çalışırken koridorun sonunda bulunan odadan kadın çığlıkları gelmeye başladı.
Yalvarıyordu şeytana, af diliyordu ondan. Evimde bir insan esir alınmıştı ve işlemediği suçların affını diliyordu.
En nihayetinde insanoğlunun yaşama sımsıkı tutunabilmek için yapacağı şeylerin haddi hesabı yoktu. Yaşamak için eli kanlı bir katilden medet umuyorsan, durum daha da vahimdi.
Bağrışlar her geçen saniye daha da şiddet kazanıyordu. Bağırışlar şiddet kazandıkça kahkahalar da yükseliyordu. Canavar kadınının haykırışlarına gülüyordu.
Bir insan yaşamak istiyor, şeytansa bunu gülünç buluyordu.
O an yıllar önce şeytanı serbest bırakan hakimi düşündüm. Şu an hayatına nasıl devam ettiğini hayal ettim, sebep olduklarından habersiz neler yaptığını. Dolaylı yoldan bu kadar insanın ölümüne sebep olmamış gibi yaşamaya devam edip edemediğini düşündüm. Devam ediyordu tabii.
Her zaman yediği yemekleri yemeye, her hafta sonu gittiği o alışveriş merkezine gitmeye devam ediyordu. Burada masum insanlar ölürken o hakim, yaşadığı hayatın kıymetini biliyordu.
7351. Gün
Dün neler yaşandığını tam olarak hatırlayamıyorum.
Hatırladığım parçalar beni sarsmaya yetiyor. Parçaları bir araya getirip bütünü oluşturma fikri beni ürkütüyor. Parçaları bu kadar sarsan bir olayın bütünü beni yok eder. Bunu biliyorum.
Mevzu yok olmak ise kesin hatırlamalıyım. Bu benim için bir lütuf. Tahayyül sınırlarımı da aşıp parçaları birleştirmeye çalışıyorum.
---
Hatıralarımda, koridorun sonunda bulunan odaya doğru yürüyorum.
Kulaklarımda korku ve sevincin çığlıkları çınlıyor. Bağrışmalar ve kahkahalar birbirini tamamlıyor.
Bir an bu koroyu bir yerden hatırlıyor gibi oluyorum. Odaya yaklaştıkça notalar bir bütün oluşturuyor. Nihayetinde zihnim anlamlı bir parçayı icra etmeye başlıyor.
"Yalvarırım beni öldürme! Henüz iki yaşında bir oğlum var. Bana acı. Lütfen! Lütfen! Lüt..."
"Hahaha!"
"Ne istersen yaparım. Her ne istersen, lütfen bırak gideyim."
"Hahahahahahaha..."
Kadın yalvardıkça şeytan kahkahanın dozunu artırıyordu. Onca yaptığı eylemin arasından beni en çok etkileyeni bu kahkahalar oldu. Kanım donmuştu adeta.
Bir görüntü daha beliriyor zihnimde. Tavana asılı bir ilmek var. Canavar boynunu ilmiğe geçiriyor.
Taburenin üzerinde duran iki ayağından birini kaldırıyor. İki ayağını da kaldırsın diye, dua ediyorum. Ama yapmıyor.
Yalvarmakta olan kadının gözlerinin içine bakıyor, bir ayağını kaldırıp indiriyordu.
Ayağının altında duran tabureye tekme atmaya yelteniyorum ama yapamıyorum. Yaşamasına izin veriyorum.
Bunca sene yaptığı her kötülüğe göz yummuştum. O şeytandı ben ise onun cehennemini harlayan, ateşine odun taşıyan zebani. Artık buna bir son vermeliydim. Bu kabustan uyanmalıydım.
Ben o kapıyı hiçbir zaman açmadım. O kapının önümde kundakta bir bebek bulmadım. O gün o bebeğe acıyıp en sonunda acınacak bir adama dönüşmedim.
Hayır o ben değildim.
7352. Gün
Artık her şeyi hatırlıyorum.
Bana gelip iki seçenek sunduğunu hatırlıyorum. Ya yakarışlarını dinlediğim kadını ya da kendimi öldürecektim.
Şeytan, heyecanlı bir şekilde bana doğru geldi. Elime bir silah tutuşturdu. Silahı elimde gören kadın yalvaran gözlerini bana doğru çevirdi. Sıra bana gelmişti. Yalvarıyordu.
Şeytan durmadan kahkahalar atıyordu. İkisi de sesin ulaşabileceği en uç noktadaydı. Ben ise sadece sükunet istiyordum.
Çıldıracak gibi oluyorum. Dayanamıyorum. Kafamın içindeki sesleri susturmak istiyorum.
Ve silah patlıyor.
1. Gün
Televizyondan belli belirsiz sesler geliyor. Kapalı gözlerimi hafifçe aralayıp televizyona bakıyorum. Televizyonda yayınlanan haber ilgimi çekiyor, uykumdan tamamen uyanıyorum.
Kumandayla televizyonun sesini artırıyorum. Haberde çok önemli birinden bahsediliyor. Benden.
Haberde anlatılana göre şeytan cehennemden firar etmişti. Kendine yeni bir beden arıyordu. Spiker, tüm insanları dikkatli olması konusunda telkin ediyordu.
Şeytan masumiyeti kirletmeye gelmişti, artık arınma zamanıydı.

Yorumlar